ÇOCUKLARIN DÜNYASI
02 Kasım 2019, Cumartesi 16:12
SESLİ MAKALE
Herkese merhaba bu hafta sizlerle beraber hayal dünyasına dalıp çıkacağımız bir yazı olacak. İster okuyun ister masal tadındaki bu yazıyı sesli makale köşemizden dinleyin. Tercih sizlerin efendim.
Şimdi kızınızın, eşinizin ya da kardeşinizin hamile olduğu haberini aldığınızı varsayalım. Biz toplum olarak bebek henüz çekirdek kadar bile değilken anne adayını ekstra beslemeye başlarız. Çünkü o anne artık iki canlıdır ve ne yerse bebeğe ulaşır. Bu bildiğimiz ama asla algılayamadığımız bir şey; o anne ne yerse bebeğe ulaşır. Bazen, bebek daha iyi beslensin diye anneye öyle garip şeyler yediririz ki anne için de bebek için de zor anlar yaşatabiliriz. Gebeliğin ilerleyen süreçlerinde bebek daha da büyüdüğü için enerji ve besin ögelerine olan ihtiyacı artar. Bu noktada bir beslenme uzmanından yardım almak çok önemlidir. Çünkü annedeki vitamin mineral eksikliklerinden bile bebeklerde geri dönüşü olmayan problemler oluşabiliyor. İhtiyaç arttıkça anne adayımız bulduğu her şeyi yemeye başlar. Unutulan nokta bebekte de hormonların olduğu ve o hormonların salgılanmasının anne beslenmesi ile doğrudan ilişkili olduğu. Annelerin gebelik sürecinde dengesiz ve yetersiz beslenmesinden dolayı birçok bebek hasta doğuyor maalesef. Yada çocukluk döneminde hastalanıyor. Gebe annemize geri dönersek, az yada çok yiyerek bir şekilde 9 ay geçer. Doğum vakti gelir ve doğum olduktan hemen sonra bilemeyiz ki ne yapalım. Ve maalesef hala bazı yörelerde bebek doğar doğmaz anne sütü yerine alakasız bazı şeyler verilir. Bir bebek için en önemli şey anne sütüdür. Çünkü Yaradan anne sütünü bebeğin bütün ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yaratmıştır. Ve bebeğin geçirdiği hastalıklara göre yada zayıflık durumuna göre anne sütü kompozisyonu değişir. Unutmayın, bebek doğar doğmaz kolostrum dediğimiz ilk anne sütünü alması çok önemlidir. Çünkü bu süt yeni bir hayata göz açan bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirecek yegâne şeydir. Aylar geçtikçe, bebeğimiz büyüdükçe yanında yemek yiyemez oluruz. Biz milletçe çok ciğer canlı olduğumuz için ‘tam kaşığı ağzıma götürecekken gözüme bakıyordu dayanamadım deyip daha 3 - 4 aylık bebeklere kendi yemeklerimizden tattırmaya başlarız. Bunun ne kadar sakıncalı olduğunu size şöyle açıklamak istiyorum. Bebeklik ve çocukluk dönemi gelişme ve büyümenin en hızlı olduğu dönemdir. Ve bebeklerin mide bağırsak enzimleri de bu süreçte gelişir. Yani yeni doğmuş bir bebeğin yada 4 aylık bir bebeğin midesi sizin sindirebildiğiniz birçok maddeyi sindirecek yapıda değildir. Ama süreç içinde gelişir. Bu yüzden ilk 6 ay sadece anne sütü verilmeli diyoruz. Size başka bir hafta anne sütünün ne kadar mükemmel bir besin olduğunu özellikle anlatacağım.
Yani daha 4 aylıkken ağzına çeşitli yemeklerin sularını, meyvelerin sularını verdiğimiz bebeklerin hormonlarının da enzimlerinin de dengesini bozmuş oluruz. Bununla kalmaz, anne sütünden aldığı vitaminlerin minerallerin emilimini azaltmış oluruz. Sonra bebek de alışır ve verdikçe yemek ister. Bazı bebeklerde durum tam tersi olur ve yesin, aç kalmasın diye yemeye zorlarız. Biz yapmayız da, yapanlar dışlanmış hissetmesin diye bu dili kullanıyorum. İlerleyen süreçte bebeğimiz çocukluğa doğru geçiş yaptıkça gözümüze hep çok zayıfmış gibi gelir. Seviyoruz ya, isteriz ki dünyanın hiçbir nimetinden mahrum kalmasın, güçsüz düşmesin, okulunda başarılı olsun. Bu yüzden daha fazla yediririz. Hiç durup düşündünüz mü çocuklara ne kadar çok yedirmeye çalıştığımızı. Oysa insan fıtrat olduğu üzere aç kaldığında zaten bir şeyler yemeye yönelir. Yani siz o çocuğa hiçbir şey vermezseniz bir süre sonra kendi yemek isteyecektir. ‘Benim çocuğum istemez, zorlamasak hiçbir şey yemez' diyenleri duyar gibiyim. Ama durum o kadar da vahim değil. Zaten bebeklikten itibaren doktor kontrolünde olan çocuğunuzun boyunu, kilosunu, yaşıtlarına göre ne durumda olduğunu takip ediyor olmanız gerekir. Yani her gözünüze zayıf görünen çocuk sağlıksız, her tombul görünen çocuk sağlıklıdır demek yanlış olacaktır. Belirli parametrelere bakılarak çocuğunuzun ne kadar sağlıklı olduğu belirlenebilir. Bence bu çağda asıl problem gebelikten başlayan süreçte yiye yedire şişirdiğimiz çocuklar. Hele bir de fast foodlarla paketli gıdalarla tanıştıysa iş daha da zorlaşacaktır. Bundan 25 yıl önce 50'li yaşlarda görülen kalp krizinin bugünlerde 9 - 10 yaşlarındaki çocuklarımızda görülmesi tesadüf olabilir mi sizce?
Yazının başından beri eleştirdiğim her şeyden daha zararlı olan şey; içinde ne olduğuna dair fikrimiz olmayan paketli gıdalar. 2 yaşındaki bir çocuğun önüne paketle cips koymanın ona nasıl bir yararı olabilir bilen var mı? Bize Yaradan'ın emaneti olan çocuklarımızı gelişi güzel büyütemeyiz, yediği içtiği her şeyden haberdar olmamız, etrafımızdaki insanları da bu konuda uyarmamız gerekir. Bu bilinçle yetişen bir çocuk okul çağına geldiğinde anne babası yanında olmasa da zararlı şeylerden uzak durabilecektir. İçindeki bağımlılık yapan katkı maddelerinden dolayı bu durum çok zor olsa bile çocuklarınızla oturup konuşarak en çok yemek yemek istediği şeyden haftada bir yada iki gün yiyebileceği konusunda bir anlaşma imzalayabilirsiniz. Bu durum psikolojik olarak da çocuğunuza kendini daha güvende ve önemli hissettirecektir. Eğer çocuğunuz çok zayıfsa ve halinden endişe duyuyorsanız ilk olarak doktorunuzla görüşüp sonrasında bir yol haritası çizebilirsiniz.
Son olarak belirtmek istediğim bir nokta var. Bu yıl eylül ayından itibaren okullarda ‘okul dostu ürün' uygulamasına geçilecekti ve sağlığa zararlı ürünler okul kantinlerinde satılmayacaktı. Ama olmadı, kesin gözüyle bakılan proje nedense kabul edilmedi. Ve çocuklarımız kantinlerde zehirlenmeye devam etmekte. Lütfen çocuğunuzun beslenmesini evden hazırlayıp gönderin. Cebine para koyup okula yolladığınız çocuğunuzun ne yazık ki çok sağlıklı seçenekleri yok. İstese de bulamaz. Bu yüzden yıllarca gözünüz gibi besleyip büyüttüğünüz yavrularınızı ergenlik öncesi bu bataklığa düşürmeyin. Der, sağlıklı ve bol gülücüklü haftalar dilerim.
DİYETİSYEN İREM ERCAN